Pozitif Ekonomi

By admin • May 29th, 2007 • Category: Ekonomi

Pozitif ekonomi, olması gerekeni değil, olanı açıklayan, değer yargıları kullanmayan ekonomi branşıdır. Pozitif ekonomide geliştirilen hipotezler, olaylara dayanan delillerle kanıtlanır veya yanlış oldukları gösterilir. Pozitif ekonomiye göre:

Faiz oranı yükseldiği zaman para talebi düşmektedir.
Yatırım arttığı zaman milli gelir yükselmektedir.
Firmalar, kârlarının maksimize edildiği üretim düzeyinde üretimde bulunmaktadır.
Buna karşılık normatif ekonomi, ekonomik hayatımızın nasıl düzenlenmesi gerektiğini, hangi mal ve hizmetlerin üretilmesi gerektiğini, gelir ve tüketimin nasıl dağılması gerektiğini inceler; neyin iyi, neyin kötü olduğuna karar verir.

admin is
Email this author | All posts by admin

3 Responses »

  1. Mehmet SÜMER, TARIMDA ÜRÜN BAZINDA DESTEK

    TARIMDA ÜRÜN BAZINDA DESTEK.
    Tarımda ürüne verilen destek, doğrudan desteğe göre isabetli olan bir yaklaşımdır. Üretim sürecinde kaliteyi, miktarın artmasını, dış ülkelerde üretilen aynı ürün bazına göre fiyat ve kalite üstünlüğü sağlayabilir. Ürün odaklı sübvansiyon iktisadi gerçeklikleri okuyabilen birçok ülkede dış rekabetin sağlanmasının yolu olarak algılanıyor.

    İhraç edilecek kalemleri içeren ürünlere farklı destek politikası, ihracat protföyunu artırmaya yönelik yeni çeşitlere destek olunmalıdır.

    Kalkınmasına öncelik verilecek tarım ürünü özellikli bölgeler tespit edilerek, istisnalı destek prensibi geliştirilmelidir. Ürün geliştiren, geliştirilen ürün yetiştirilmesine verimliliği artıracak araçlar geliştirmeye yönelik özel destekler sağlanmalıdır. Hayvansal üretimde de ırk, bölge, tesis ölçek, sayısal ve üretim araçlarının geliştirilmesi açısından sübvansiyon gereklidir.

    Tarımda üretimi kaliteyi desteklemeye yönelik sistemler, uzmanlaşmayı, işletmeler ve ülke bazında ölçek ekonomi normlarının oturmasını sağlayarak,, envanter çalışmalarının isabetli bütçeleme verilerinin sağlıklı ,reel yapılmasını beraberinde getirecektir.

    Mehmet SÜMER, Ekonomist

  2. Mehmet SÜMER, VERİMSİZ MİKRO BELEDİYECİLİĞİN TASVİYESİ Beldelerden nüfusu 2000 in altına düşenlerin kapatılmasını yadırgayacak çevrelerin olduğu, bu çevrelerin konuyu çok değişik mecralara çekebileceği istismar edebileceğini biliyoruz.
    Kapatılan belediyelerin durumuna kısaca baktığımızda, öncelikle izlenen süreç bir tolerans, zaman tanıma, daha iyi konuma gelmeleri veya getirilmeleri, belediye olma imkân ve kabiliyetlerine kavuşmaları için uygun bir hassasiyetti. Aynı zamanda bu süreç toplumsal birlik beraberliğin, imece anlayışı fırsatının yakalandığı bir diyalog zemini oluşturmuştu. Fakat söz konusu bu ortamı göz ardı eden birçok belediyelerin kaçınılmaz sonu gelmiştir. Küçük olsun benim olsun, benim olmazsa nekadar büyük olursa olsun toplumun menfaatine de olsa görmeme, görmemezlikten gelme gibi bir sakıncalı hasetlik anlayışı israftan öteye gidemez. Yan yana iki veya üç belde veya bir beldenin yanında birçok köyler olmasına rağmen birleşmekten imtina etmek büyümenin ne denli imkânlar getirdiğini maalesef taassup anlayışından kopamadan göz ardı etmek anlamına gelir.
    Birçok belde belediyesinin elde ettiği gelirle personel maaşını veremediğini, hizmetlerde toplumun ihtiyaçlarını merkez belediyelere bildirmekten öteye gidemediğini gördük. Sadece bu nedenlerle belediye olunmasının uygunsuzluğu rahatsızlık vericiydi. Demokrasi ne bahasına olursa olsun mikro milliyetçiliği önermiyor. Bilakis demokrasi kitlelerin diyaloğunu da öneriyor. Demokrasi kalkınan ve kalkınmışlığı dengeli dağıtmasını bilen ülkelerde daha fazla serpiliyor, gelişiyor. İsraf anlayışının ülke gelişmesine nedenli engel olduğunu da bilmiyor değiliz.
    İyi niyetli verimli çalışmalar sergileyen, beldesine ufuklar açan belde belediyelerimiz inde olmadığını söylemek büyük haksızlık olur. Fakat yetkisi olduğu bakir alanlarda nasıl yönetim ortaya konulduğu bilinen belde belediyeleri de olmadığını da düşünmek, şahit olma, milletimizin dikkatlerinden kaçmamıştır eminim. Tabi kapatılan belediyelerde oluşmuş birçok güzel prensip gelenek, görenek mevcuttur. Onların hissiyatlarına da tercüman olmak gerekir. Umarız ki o beldelere gelecek ekonomik, sosyal, kültürel, altyapıya yönelik güzel olumlu hizmetler, kendilerini mağdur gören yöre ve çevreleri memnun ve mutlu eder. Dolayısıyla da yapılan bu önemli değişiklikten milletimiz ve ülkemiz mesut olurlar. Bu memnuniyete taban oluşturacak imkân, kadro, bilinç, liyakat, yetkinlik irade olması ayrıca mutluluk vericidir.
    MECLİSİMİZİN VE HÜKÜMETİMİZİN ORTAYA KOYDUĞU BU TASARRUF MİLLETİMİZE, ÜLKEMİZE HAYIRLI OLSUN.
    Mehmet SÜMER

    ——————————————————————————–

  3. Mehmet SÜMER; KARADENİZ DE ÇAYI ÖZEL SEKTÖR İSTİSMAR ETMEMELİDİR.Karadeniz Bölgesinin ekonomik, sosyal, kültürel, demografik yapısına bakıldığında, kendi özgün içeriğinden esinlenen özellikler göze çarpar.Doğa yapısının zor olduğu, genellikle dağlık ve tarım arazilerinin kıt, küçük parçalar halinde bulunduğunu görürüz. Makineye dayalı tarım değil genellikle el emeğine dayalı bir tarım tekniği uygulanıyor. Tarımda çalışan nüfusun harcadığı zaman ve emeğe göre karşılığını alamadığını görüyoruz. Bölgede tarım ürünü olarak, çay, fındık, mısır, fasulye, zeytin, turuçgil çeşitleri, elma, son yıllarda kivi ürünü de yetiştiriliyor. Bölgenin en önemli yetiştirdiği ürünler olarak çay ve fındık, bölge insanının sarf ettiği emek, sermaye büyüklüğüne baktığımızda kesinlikle tatmin etmekten çok uzakta kalmaktadır. Çay bitkisi öyle bir hal almıştır ki üreten insanlarımızı, bahçelerin bakımı, çayın toplanması satışı, daha sonra ücretin tahsili sürecinde gururlarını rencide edecek aşırı keyfiliklere maruz bırakmaktadır. Doğu Karadeniz insanı çay ürününü hem üretmek, hemde yok pahasına elinden çıkartmak zorunda bırakılıyor. Çay ürünü konusunda mutlaka bir düzenleme ve kontrol mekanizması getirilmelidir. Bölgede, özel sektör yaraya merhem olması gerekirken bilakis istismar etmektedir. Söz konusu ürünün pazarlama süreçleri ya etkin oluşturulamıyor, yâda çay müstahsilinin örgütsüz olmasından dolayı tam bir sömürü düzenini birileri örgütlemiştir. Fındıkta da önemli sıkıntılar çekilmiş, bazı organizasyonlar üreticiyi belli kıstaslara maruz bırakmıştır. Diğer ürünlerde de gelişmiş tarımsal üretim tekniklerinin uygulanabilir olmaktan uzakta bulunmaları dolayısıyla insanlar yerinde barınıp hayatlarını idame ettirmekte güçlükler çekmektedir.

    Tarımsal üretim konusunda; bölgenin dağlık, arazi eğiminin fazla olması, arazilerin küçük parçalar halinde oluşu, iklim yapısının değişkenlik arz etmesi geniş ölçekli tarım işletmelerinin kurulmasına engeldir. Hayvancılıkda ise gene arazi ve iklim koşullarından dolayı genellikle büyükbaş hayvan tarımı yapılmaktadır.

    Bölgede sanayi gelişmediğinden, insanlarımızın iş ortamlarının kısıtlı olmasından dolayı göç olgusu kaçınılmaz bir sonuç olarak karşımızda duruyor. HATTA BÖLGE İNSANIMIZIN BİNLERCE YILLIK KÜLTÜRÜ, İNANÇLARI GURUR DUYULABİLECEK HASLETLERİ BAZI ORGANİZASYONLARIN PROGRAM DÂHİLİNE GİRMİŞTİR. Bölge insanımız müteşebbis olmasına rağmen, kendi bölgesine çeşitli nedenlerden dolayı yatırım yapmamaktadır.

    İnsanımızın o her zaman kendini gösteren bağdaştırıcı, bütünleştirici, barıştırıcı özelliği Karadeniz bölgesi ve tüm ülkemizde milli birlik, beraberlik adına olan her olayda öne çıkmaktadır.

    Karadeniz bölgemizde, tarihi eserlerin çokluğu, iklim ve bitki örtüsü açısından zengin oluşu, küresel ısınma tehdidini göze aldığımızda gelecekte turizme önemli potansiyel durumuna geleceğini düşünürsek, yatırım ve programlama bu çizgi göz ardı edilmeden düzenlenmesi gerekmektedir. Karadeniz insanı göç etmek zorunda bırakılmaması temennimizdir.

    Mehmet SÜMER, Ekonomist

Leave a Reply